Ev Neresi?

“Ev” kelimesi çoğu zaman fiziksel bir yer olarak düşünülür. Bir adres, bir bina veya içinde yaşadığımız bir alan… Ancak psikolojik açıdan bakıldığında ev kavramı bundan çok daha geniş bir anlam taşımaktadır. Çünkü insanlar bazen yıllarca aynı evde yaşarken kendilerini ait hissetmeyebilir, bazen de kısa süreli bir yerde derin bir güven duygusu yaşayabilirler.

Bu durum bize evin yalnızca fiziksel bir mekân olmadığını gösterir. Psikolojik anlamda ev; güven, kabul edilme, görülme ve kişinin kendisi olabilmesine izin verilen bir alanla ilişkilidir.

Bağlanma kuramına göre yaşamın ilk yıllarında bakım verenle kurulan ilişkiler kişinin güven duygusunun gelişmesinde önemli rol oynar. Çocuk kendisini görüldüğünü, ihtiyaçlarının fark edildiğini ve duygularının kabul edildiğini hissettiğinde dünyayı daha güvenli bir yer olarak algılayabilir.

Ancak herkes aynı deneyimleri yaşamaz. Bazı insanlar çocukluklarında fiziksel olarak bir evin içinde büyümelerine rağmen duygusal olarak kendilerini güvende hissetmemiş olabilirler. Böyle durumlarda kişi yetişkinlikte de sürekli bir ait olma duygusu arayabilir.

Bazen insanlar ilişkilere yalnızca sevgi için değil, ev hissi için de yaklaşırlar. Birinin yanında sakinleşmek, yargılanmadan konuşabilmek veya olduğumuz kişiyle kabul edildiğimizi hissetmek güçlü bir güven deneyimi yaratabilir.

Ancak burada önemli bir nokta bulunmaktadır. İnsan bazen ev hissini yalnızca başka insanlarda aramaya başlayabilir. Bir ilişki, bir arkadaşlık veya bir kişi kişinin tek güven alanı haline geldiğinde bu durum duygusal bağımlılığa dönüşebilir.

Psikolojik olgunlaşmanın önemli parçalarından biri de kişinin kendi içinde bir ev hissi oluşturabilmesidir. Çünkü dış dünyadaki ilişkiler değişebilir, insanlar uzaklaşabilir veya yaşam koşulları farklılaşabilir.

Ancak kişinin kendisiyle kurduğu ilişki daha kalıcı bir temel oluşturabilir.

Belki de bazı insanlar hayatları boyunca bir yer aramıyorlardır.

Belki de aradıkları şey ilk kez kendilerinin yanında güvende hissedebilmektir.