İnsan sosyal bir varlıktır ve psikolojik ihtiyaçlarımız yalnızca fiziksel gereksinimlerden oluşmaz. Güvende hissetmek, ait olmak, görülmek ve anlaşılmak da ruhsal iyi oluşun önemli parçalarıdır. Bu nedenle insanlar çoğu zaman yaşadıkları bir problemin çözümünden önce anlaşılmaya ihtiyaç duyarlar. Çünkü anlaşılmak yalnızca iletişim kurmak değildir; kişinin iç dünyasının bir başkası tarafından fark edilmesi, duygularının ve deneyimlerinin anlamlandırılmasıdır.
Bununla birlikte bazı insanlar ilişkilerinde sürekli kendilerini açıklama ihtiyacı hissederler. Söyledikleri şey yanlış anlaşılır düşüncesiyle cümlelerini tekrar tekrar düzenleyebilir, karşı tarafın ne düşündüğünü yoğun şekilde analiz edebilir veya basit bir konuşmanın ardından uzun süre “Acaba yanlış mı ifade ettim?” diye düşünebilirler. Zamanla kişi kendisini ifade etmekten çok, anlaşılabilmek için mücadele etmeye başlayabilir.
Psikoloji alanında özellikle bağlanma kuramı ve kişilerarası ilişki araştırmaları, erken dönem deneyimlerin yetişkinlikteki ilişki örüntüleri üzerinde önemli etkileri olduğunu göstermektedir. Çocukluk döneminde duyguları küçümsenen, ihtiyaçları yeterince fark edilmeyen veya sık sık yanlış yorumlanan bireyler yetişkinlikte anlaşılma ihtiyacını daha yoğun yaşayabilirler. Çünkü çocuk zihni yaşadığı deneyimleri yalnızca o anla sınırlı değerlendirmez; kendisi ve ilişkiler hakkında genel sonuçlar çıkarabilir.
Örneğin çocuk şu inançları geliştirebilir: “Duygularım önemli değil”, “Kendimi daha iyi anlatmalıyım” veya “Beni olduğum gibi anlamazlar.” Yetişkinlikte bu inançlar görünür şekilde hatırlanmasa bile ilişkiler içerisinde davranışları etkileyebilir.
Bu nedenle bazı kişiler ilişkilerinde yalnızca konuşmaz; aynı zamanda anlaşılmak için yoğun bir çaba gösterirler. Sürekli açıklama yapmak, yanlış anlaşılmaktan korkmak ve kişinin kendi duygularını tekrar tekrar kanıtlama ihtiyacı hissetmesi zamanla zihinsel olarak yorucu hale gelebilir.
Sağlıklı ilişkilerde insanlar elbette zaman zaman birbirlerini yanlış anlayabilirler. İki farklı geçmişe, iki farklı yaşam deneyimine ve iki farklı bakış açısına sahip bireylerin her zaman kusursuz biçimde birbirini anlaması gerçekçi değildir. Ancak önemli olan kişinin kendisini anlatmak için mücadele etmek zorunda hissetmemesidir.
Çünkü insanın sürekli kendisini ispatlaması gereken ilişkiler zamanla güvenli alanlar olmaktan çıkabilir. Sağlıklı ilişkiler kusursuz anlaşılmak değil, yanlış anlaşıldığında bile kişinin kendisini ifade edebilecek kadar güvende hissetmesidir.
