Affetmek Zorunda Mıyım?

Affetmek, psikoloji alanında uzun yıllardır üzerinde çalışılan ve çoğu zaman yanlış anlaşılan kavramlardan biridir. Özellikle ilişkilerde yaşanan kırgınlıklar, güven kayıpları, ihanetler veya derin hayal kırıklıkları sonrasında insanlar sıklıkla benzer bir soruyla karşılaşırlar: “Affetmeli miyim?” Bu sorunun kendisi bile çoğu zaman kişinin yaşadığı içsel çatışmayı gösterir. Çünkü bir yanımız yaşananları geride bırakmak isterken, diğer yanımız yapılan şeyin yarattığı acının görünmez hale gelmesinden korkabilir.

Toplum içerisinde affetmeye ilişkin oldukça güçlü mesajlar bulunmaktadır. “Affet ve yoluna devam et”, “Affetmek büyüklüktür”, “Affetmezsen yüklerinden kurtulamazsın” gibi cümleler sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Bu söylemler bazen iyi niyetli olsa da kişilerin yaşadıkları duygusal süreçleri yeterince dikkate almayabilir. Çünkü psikolojik açıdan bakıldığında affetmek her zaman hızlı gerçekleşen veya herkes için aynı şekilde ilerleyen bir süreç değildir.

Öncelikle affetmenin ne olmadığını konuşmak önemlidir. Affetmek yapılan davranışı doğru bulmak değildir. Yaşananları unutmak değildir. Olayı küçümsemek veya “Hiçbir şey olmamış gibi davranmak” da değildir. Birini affetmek aynı zamanda o kişiyle ilişkiye devam etmek zorunda olmak anlamına da gelmez.

Bu nokta özellikle ilişkiler içerisinde oldukça önemlidir. İnsanlar bazen affetmenin karşı tarafa yeniden kapı açmak olduğunu düşünebilirler. Oysa kişi birini affedebilir ve yine de o ilişkiye devam etmek istemeyebilir. Çünkü güven ve affetme aynı kavramlar değildir.

Bir kişiyi affetmekle ona yeniden güvenmek farklı psikolojik süreçlerdir.

Araştırmalar affetmenin bazı durumlarda psikolojik iyi oluş üzerinde olumlu etkiler oluşturabileceğini göstermektedir. Özellikle uzun süreli yoğun öfke, düşmanlık ve ruminasyonun (kişinin zihninde aynı düşünceleri tekrar tekrar döndürmesi) kaygı düzeyini, stres tepkilerini ve hatta fiziksel sağlığı etkileyebildiği bilinmektedir. Bazı araştırmalar affetme süreçlerinin stres düzeylerinde azalma, duygusal rahatlama ve yaşam doyumunda artışla ilişkili olabileceğini göstermektedir.

Ancak burada önemli bir ayrım bulunmaktadır:

Gerçek affetme ile zorunlu affetme birbirinden farklıdır.

Bazı insanlar yaşadıkları acıyı henüz anlamlandırmadan, öfkelerini yaşamadan veya kırgınlıklarını fark etmeden kendilerini affetmeye zorlayabilirler. Özellikle çocukluk döneminde “Büyüklük sende kalsın”, “İdare et”, “Boş ver” gibi mesajlarla büyüyen kişiler duygularını bastırmaya daha yatkın olabilirler.

Bu durumda kişi aslında affetmiş olmayabilir.

Yalnızca yaşadığı duyguları görmezden geliyor olabilir.

Çünkü bastırılan duygular ortadan kaybolmazlar. Çoğu zaman farklı şekillerde görünür hale gelirler. Sürekli öfke, ilişkilere güvenmekte zorlanma, yoğun kaygı veya kişinin kendisini değersiz hissetmesi bazen işlenmemiş duygusal süreçlerin yansımaları olabilir.

İnsanlar çoğu zaman affetmenin karşı taraf için yapılan bir şey olduğunu düşünürler. Ancak psikolojik açıdan bakıldığında affetmek çoğu zaman kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyle ilgilidir.

Çünkü bazı insanlar yaşadıkları olaylardan sonra yalnızca karşı tarafı suçlamaya başlamazlar; aynı zamanda kendilerini de suçlamaya başlarlar.

“Nasıl fark etmedim?”

“Neden izin verdim?”

“Neden kaldım?”

“Neden böyle davrandım?”

Bazı durumlarda kişi karşısındaki insanı affetmekten daha çok, kendisini affetmekte zorlanabilir.

Kişinin kendisine yönelttiği sert eleştiriler bazen yaşanan olayın kendisinden bile daha kalıcı olabilir.

Bu nedenle iyileşme sürecinde yalnızca “Karşımdaki insanı affettim mi?” sorusu değil, şu sorular da önemlidir:

“Yaşadığım olayın üzerimde bıraktığı etkiyi fark edebiliyor muyum?”

“Kendime nasıl davranıyorum?”

“Bu deneyimin benimle ilgili oluşturduğu inançlar neler?”

Çünkü bazen insanlar yaşadıkları kırgınlığı değil, o kırgınlığın kendileri hakkında oluşturduğu hikâyeyi taşırlar.

Belki de affetmek her zaman bir noktaya gelip “Tamam, artık geçti” demek değildir.

Belki bazen affetmek; yaşanan şeyin varlığını kabul etmek, onun bıraktığı izi görmek ve o izlerin tüm hayatı yönetmesine izin vermemektir.

Ve bazen iyileşmenin başlangıcı “Affetmek zorunda mıyım?” sorusundan değil, “Şu an neye ihtiyacım var?” sorusundan başlayabilir.