Kendini Önceliklendirmek

Kendini Önceliklendirmek

Birçok insan kendi ihtiyaçlarını önceliklendirdiğinde suçluluk hissedebilir. Özellikle başkalarını mutlu etmeye alışmış kişiler için kendisine alan açmak kolay olmayabilir.

Kişi çoğu zaman şu düşüncelerle karşılaşabilir:

“Kendimi düşünürsem bencil olurum.”

“Önce diğer insanların ihtiyacı önemli.”

“Herkesi mutlu etmeliyim.”

Bu düşünceler çoğu zaman yalnızca bugünün değil, geçmiş öğrenmelerin de bir parçasıdır.

Çocukluk döneminde sürekli uyumlu olmaya teşvik edilen veya sevgi görmek için kendi ihtiyaçlarını geri plana atmayı öğrenen bireylerde bu durum daha sık görülebilir.

Psikolojik açıdan bakıldığında kişinin kendi ihtiyaçlarını fark edebilmesi ve bunlara alan açabilmesi ruh sağlığının önemli parçalarından biridir.

Çünkü sürekli başkalarını öncelemek başlangıçta fedakârlık gibi görünse de uzun vadede duygusal tükenmişliğe neden olabilir.

Araştırmalar sürekli kendi ihtiyaçlarını erteleyen bireylerde stres, tükenmişlik ve ilişki doyumsuzluğu riskinin artabildiğini göstermektedir.

Kendini önceliklendirmek başkalarını değersiz görmek değildir.

Kendini önceliklendirmek kişinin kendi ihtiyaçlarını da önemli görebilmesidir.

Çünkü insan sürekli başkalarına yer açarken kendisine hiç alan bırakmadığında zamanla kendi hayatında yabancı gibi hissedebilir.

Sağlıklı ilişkiler yalnızca başkalarına verilen değerle değil, kişinin kendisine verdiği değerle de şekillenir.

Bazen kendini seçmek başkalarından vazgeçmek değildir.

Bazen yalnızca kendini de listenin içine ekleyebilmektir.

Psikoloji alanında özellikle kişilerarası ilişkiler ve bağlanma üzerine yapılan çalışmalar, insanların çocukluk döneminde geliştirdikleri ilişki örüntülerinin yetişkinlik dönemindeki davranışlarını etkileyebildiğini göstermektedir. Özellikle sevgiyi, onay almayı veya kabul edilmeyi belirli davranışlara bağlayarak öğrenen kişilerde kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atma eğilimi daha sık görülebilmektedir.

Örneğin çocuklukta sürekli “iyi çocuk” olmak zorunda hisseden bir birey zaman içerisinde şu görünmez inançları geliştirebilir:

“Uyumlu olursam sevilirim.”

“Karşı çıkarsam kırarım.”

“İhtiyaçlarımı söylersem yük olurum.”

Bu düşünceler çocuklukta kişinin ilişkilerini sürdürebilmesi için işlevsel olmuş olabilir. Ancak yetişkinlik döneminde aynı düşünce biçimleri kişinin kendi sınırlarını fark etmesini zorlaştırabilir.

Bu nedenle bazı insanlar yetişkinliklerinde farkında olmadan herkesin ihtiyaçlarına yetişmeye çalışırlar. Hayır demekte zorlanırlar. Başkalarının üzülmesini kendi sorumlulukları gibi hissederler. Karşı taraf kırılmasın diye kendi duygularını geri plana atarlar.

Başlangıçta bu durum çevre tarafından olumlu özellikler gibi görülebilir.

“Ne kadar fedakâr biri.”

“Ne kadar düşünceli.”

“Ne kadar anlayışlı.”

Ancak sürekli veren tarafta olmak zamanla görünmeyen bir yorgunluk yaratabilir.

Çünkü insan psikolojisi tek yönlü çalışan bir sistem değildir.

Kişinin kendisini tamamen ihmal ederek sağlıklı kalması oldukça zordur.

Özellikle uzun süre kendi ihtiyaçlarını bastıran bireylerde zaman içerisinde duygusal tükenmişlik belirtileri ortaya çıkabilir. Sürekli yorgun hissetmek, insanlardan uzaklaşmak istemek, daha çabuk öfkelenmek, hiçbir şey yapmak istememek veya yoğun bir boşluk hissi yaşamak bunlardan bazıları olabilir.

İlginç olan nokta ise şudur:

Bu kişiler çoğu zaman yorgun olduklarını bile fark etmeyebilirler.

Çünkü bazı insanlar ihtiyaçlarını duymamayı öğrenmişlerdir.

Başkalarının ne hissettiğini çok iyi bilirler.

Bir arkadaşlarının ses tonundaki değişimi hemen fark ederler.

Karşılarındaki kişinin kırgınlığını hissedebilirler.

Ama aynı insanlar kendilerine şu soruları yönelttiklerinde uzun süre düşünebilirler:

“Ben şu an ne hissediyorum?”

“Benim neye ihtiyacım var?”

“Kendim için ne istiyorum?”

Çünkü insan bazen başkalarını dinlemeyi, kendisini dinlemekten daha erken öğrenebilir.

Ve burada önemli bir ayrım vardır:

Kendini önceliklendirmek ile kendini merkeze koymak aynı şey değildir.

Kendini merkeze koymak yalnızca kendi ihtiyaçlarını görmek olabilir.

Kendini önceliklendirmek ise kendi ihtiyaçlarını da başkalarınınki kadar önemli görebilmektir.

Bu oldukça farklı bir noktadır.

Çünkü psikolojik sağlık yalnızca başkalarıyla kurduğumuz ilişkilerden değil, kendimizle kurduğumuz ilişkiden de etkilenmektedir.

Özşefkat üzerine çalışan psikologların araştırmaları, kişinin kendisine karşı daha anlayışlı olmasının stres düzeyi, psikolojik dayanıklılık ve duygusal iyilik hali üzerinde olumlu etkileri olabileceğini göstermektedir.

Fakat birçok insan başkalarına gösterdiği anlayışı kendisine göstermekte zorlanır.

Bir arkadaşımız yorulduğunda ona dinlenmesini söyleriz.

Üzüldüğünde yanında olmaya çalışırız.

Kırıldığında onu anlamaya çalışırız.

Ancak sıra kendimize geldiğinde ses tonumuz değişebilir:

“Biraz daha dayan.”

“Abartıyorsun.”

“Daha iyisini yapabilmeliydin.”

“Bunu hissetmemelisin.”

İnsan bazen başkalarına gösterdiği şefkati kendisinden esirgeyebilir.

Belki de bu yüzden birçok insan hayatının bir döneminde şu cümleyi kuruyor:

“Herkese yetişiyorum ama kendime ulaşamıyorum.”

Ve belki burada sorulması gereken soru şudur:

Kendinize ayırdığınız alan gerçekten bencillik mi?

Yoksa uzun zamandır ihmal edilen bir ihtiyacın sesi mi?

Belki de kendini seçmek dünyayı kendi etrafında döndürmek değildir.

Belki yalnızca yıllardır dışarıda bıraktığınız birini yeniden içeri davet etmektir.

Kendinizi.