Modern yaşamın hızlanmasıyla birlikte insanların sıklıkla dile getirdiği ifadelerden biri şu olmaya başladı: “Artık hiçbir şeye tahammülüm kalmadı.” Günlük yaşam içerisinde küçük aksaklıklar, beklenmedik değişiklikler veya sıradan görünen olaylar geçmişe kıyasla daha yoğun duygusal tepkiler yaratabiliyor. Trafikte birkaç dakika beklemek, bir mesajın geç gelmesi, küçük bir eleştiri almak veya planların değişmesi bazı kişiler için düşündüklerinden çok daha zorlayıcı hale gelebiliyor.
Bu durum çoğu zaman kişilik özellikleriyle açıklanmaya çalışılıyor. İnsanlar kendilerini “sabırsız”, “sinirli” veya “dayanıksız” olarak tanımlayabiliyorlar. Ancak psikolojik açıdan bakıldığında tahammülsüzleşme her zaman karakter yapısıyla ilişkili değildir. Bazı durumlarda tahammülsüzlük, zihinsel ve duygusal sistemin uzun süredir taşıdığı yüklerin bir sonucu olabilir.
Tahammül kapasitesi neden azalır?
Psikolojik dayanıklılık sabit bir özellik değildir. İnsanların stres düzeyi, yaşam koşulları, uyku düzeni, ilişkileri ve ruhsal yükleri zaman içerisinde değişebilir. Bu nedenle kişinin belirli dönemlerde daha güçlü, bazı dönemlerde ise daha kırılgan hissetmesi oldukça doğal bir durumdur.
Özellikle son yıllarda yapılan çalışmalar kronik stresin yalnızca fiziksel sağlığı değil, bilişsel ve duygusal işlevleri de etkileyebildiğini göstermektedir.
Stres altında çalışan beyin, öncelikli olarak güvenliği sağlamaya odaklanır. Bu süreçte özellikle duygusal düzenleme, dikkat kontrolü ve karar verme süreçlerinde görev alan beyin bölgelerinin işlevleri etkilenebilir.
Uzun süreli stres yaşayan kişilerde şu durumlar daha sık görülebilmektedir:
- Dikkat süresinde azalma
- Daha hızlı öfkelenme
- Duygusal dalgalanmaların artması
- Sabırsızlık hissi
- Sosyal geri çekilme eğilimi
- Tükenmişlik duygusu
- Uyku problemleri
Bu nedenle bazen kişinin yaşadığı durum “tahammülsüz olmak” değil, zihinsel kaynaklarının önemli ölçüde yorulmuş olması olabilir.
Beynimiz sürekli uyaran altında çalışıyor
Günümüzde zihinsel yükü artıran önemli faktörlerden biri de sürekli uyaran maruziyetidir.
Sabah uyandığımız andan itibaren mesajlar, e-postalar, sosyal medya bildirimleri, haberler ve sorumluluklarla karşılaşıyoruz. İnsan zihni gün boyunca çok sayıda bilgiye maruz kalıyor ve bunların büyük kısmını işlemeye çalışıyor.
Araştırmalar sürekli bölünmüş dikkatin zihinsel yorgunluğu artırabildiğini göstermektedir. Beynin bir görevden diğerine hızlı şekilde geçmesi kısa vadede verimli gibi görünse de uzun vadede dikkat kaynaklarını tüketebilmektedir.
Bu nedenle bazı kişiler gün sonunda fiziksel olarak çok yorulmamış olsalar bile yoğun bir zihinsel yorgunluk yaşayabilirler.
Sürekli güçlü kalmaya çalışmak da yorabilir
Tahammülsüzleşmenin altında bazen görünmeyen duygusal süreçler de bulunabilir.
Bazı bireyler yaşamları boyunca kendi ihtiyaçlarını geri plana atmayı öğrenmiş olabilirler. Herkese destek olmak, güçlü görünmek, sorun çıkarmamak veya sürekli sorumluluk almak zamanla alışılmış bir rol haline gelebilir.
Ancak duygusal yüklerin sürekli ertelenmesi, kişinin psikolojik kapasitesi üzerinde etkiler oluşturabilir.
Çünkü insan zihni sınırsız bir dayanıklılığa sahip değildir.
Uzun süre görmezden gelinen yorgunluk, ifade edilmeyen duygular veya ertelenen ihtiyaçlar bir noktadan sonra farklı şekillerde görünür hale gelebilir.
Bazen bu;
“Hiçbir şey yapmak istemiyorum.”
Bazen;
“Herkesten uzaklaşmak istiyorum.”
Bazen de;
“Artık hiçbir şeye tahammülüm kalmadı.”
şeklinde kendini gösterebilir.
Tahammülsüzlük her zaman bir problem değildir
Tahammülsüzlük çoğu zaman olumsuz bir özellik gibi değerlendirilse de bazen kişinin iç dünyasından gelen önemli bir işaret olabilir.
Çünkü bazı durumlarda sorun dış dünyanın fazlalığından çok, kişinin uzun süredir kendi ihtiyaçlarını ihmal etmiş olması olabilir.
Bu nedenle yalnızca “Neden bu kadar tahammülsüzüm?” sorusunu sormak yerine şu sorular da anlamlı olabilir:
Uzun zamandır yeterince dinleniyor muyum?
Kendime gerçekten alan açabiliyor muyum?
İhtiyaçlarımı ne kadar fark ediyorum?
Son dönemde zihinsel olarak ne kadar yük taşıyorum?
Psikolojik iyi oluş yalnızca güçlü kalmakla değil, kişinin kendi sınırlarını fark edebilmesiyle de ilişkilidir.
Bazen tahammülsüzlük bir zayıflık göstergesi değildir.
Bazen yalnızca zihnin söylediği şu cümledir:
“Bir süredir çok yük taşıyorum.”
